Hayvanlara kötü davranış psikolojik bir sorundur!… Fakat çözümsüz değil!…

Dünyayı birlikte paylaşmak ta olduğumuz diğer canlılar Hayvanlara kötü muamele değişik yasalar la, kültürel ve ahlaki kurallarla belirlenmiş olsa bile. Bu konuya dünya genelinde bakıldığında ne yazık ki Degrazia’ nın değindiği gibi bir hayvan öldürüldüğünde basit bir hata olarak görülürken, bir insan öldürmenin sıfatının “katil veya cani” olduğu unutulmamalıdır. Öncelikle bütün insanlar belirli pozitif haklar taşırlar; oysa hayvanlar bu tür pozitif haklardan yoksundurlar. İkinci olarak ise bir insanı öldürmek bir hayvanı öldürmekten ahlaksal açıdan daha kötüdür. Bir kuşu gereksiz yere öldürmek yanlış olabilir ve bir köpeği nedensiz yere öldürmek daha da beter olabilir; oysa bir insanı bunu haklı çıkaracak bir şey yokken (örneğin nefsi müdafaa) öldürmek çok daha kötüdür, hatta bir kişinin yapabileceği en kötü şeylerden biridir (David Degrazia, ahlak felsefesi, biyomedikal ahlak, ahlaki yükümlülükler ve hayvan hakları konularında çalışan felsefe profesörü). Bu durum ciddi bir adaletsizlik ile birlikte aslında toplumsal anlamda psikolojik bir sorunu ortaya koymaktadır. Bununla ilgili Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ nde olduğu gibi başta evcil hayvanlar olmak üzere tüm hayvanların, insan ve doğa kaynaklı zararlarının, mağduriyetlerinin önlenmesini, bakımlarını, kötü davranışlardan uzak tutulmalarını, üremelerini, canlarının ve sağlıklarının korunmasını sağlamak amaçlı çalışmaların dünyada ve ülkemizde yeterli olmadığı ve uygulama yönünün eksik kaldığı görülmektedir. Hayvan haklarına dair düzenlemeler yapılmaya çalışılsa da, gösterilen çabalar çoğu zaman yeterli destek görmemektedir. Dünyada Peta, WWF, Greenpeace gibi birçok uluslararası kuruluş ve Türkiye’ de HAYTAP ve Barınak Gönüllüleri Derneği gibi sivil toplum örgütleri, hayvan hakları konusunda yerel yönetimleri bilgilendirme, insanları harekete geçirme, toplumsal duyarlılık yaratmak, mevcut yasaların uygulanması ve değişmesi konusunda güçlü mesajları, medya, organizasyonlar ve sosyal sorumluluk kampanyaları aracılığıyla yapmaya çalışmaktadır. Fakat bunlar yeterli değildir.

Masson’un da belirttiği gibi “Hayvanların geçmişleri, hikâyeleri, yaşam öyküleri vardır. Hayvanların tarihleri vardır. Hayvanların anneleri, babaları, çoğunun kardeşleri, dostlukları, bir çocukluğu, gençliği, yetişkinliği vardır. Onlar da büyük ölçüde insanlarınkine benzer yaşam evrelerinden geçerler.” Toplumun her kesimine bunu anlatmanın, bilinçlere yerleştirmenin ve hayvanlara yönelik kötü davranışların önlenmesinde önemli role sahip alan psikoloji bilimidir. Hayvana yönelik kötü davranış bir hayvana bilerek ve isteyerek zarar verme, yaralama ve acı verme davranışı hayvanın acı çekmesine, rahatsız olmasına ve hatta ölümüne neden olan bilinçli olarak yapılmış sosyal olarak kabul edilmeyen davranışlar olarak tanımlanabilir. Hayvanlar, fiziksel ve cinsel anlamda kötü davranışa maruz kalabilecekleri gibi, ihmal edilebilirler ve hatta psikolojik olarak da istismara maruz kalabilmektedirler. Hayvanlara yönelik kötü davranışlar tek bir olgu değildir. İlerleyen dönemlerde çeşitli olumsuz sosyal davranışlarla ve empati eksikliği ile bağlantılı olabilmektedir. Hayvanlara yönelik kötü davranış vakalarına karşı çocukluk döneminde önleyici ve müdahale edici çalışmaların yapılması gerekmekte, hayvanlara yönelik suçlar işleyen yetişkinlere yönelik ise daha ağır ceza yaptırımlarının uygulanması ve psikolojik tedavi ve inceleme hizmetlerinin verilmesi gerekmektedir. Çünkü tüm canlılar kendi hakları bakımından, ahlaksal olarak önemsenmeyi hak etmektedirler ve hayvana yönelik kötü davranışların diğer suçlarla bağlantılı olduğu açık bir gerçektir. Bu bağlamda hayvanlara yönelik kötü davranışların incelenmesi, psikolojik yardım alınması her yaş grubundan bireyin bilinçlendirilmesinde, olumsuz davranışlardan uzaklaşarak tedavi edilmesinde ve diğer suçların azaltılmasında önemlidir.

Çocuklarda görülen Tavır-Davranış Bozukluğunun (Conduct Disorder) belirtilerinden biri olarak görülmüş, Tavır-Davranış Bozukluğu gösteren çocukların aileleri ile yapılan görüşmelerde semptomların 6.5 yaşında hayvanlara zarar vererek ortaya çıkmaya başladığı, hayvanlara zarar verme davranışının zorbalık, kişilere şiddet, vandalizm ve yangın çıkarma davranışından bile önce başladığı ortaya çıkmıştır. Hayvana yönelik kötü davranışlar, çocuklukta görülen Tavır-Davranış Bozukluğunun yetişkinlikte devam etmesiyle ortaya çıkan Anti Sosyal Kişilik Bozukluklarının da tanı kriterleri arasında yer almaktadır Yapılan bir araştırmada mahkumlarla yapılan geçmişe dönük çalışmada hayvanlara yönelik kötü davranışlar yaptığını belirten katılımcıların %82’si hayvana vurduğunu, %36’sı tekmelediğini, %33’ü tabanca kullanarak vurduğunu belirtmiştir. %22’si cinsel ilişkiye girmiş, %17’si suda ya da elle boğmuş, % 52 si yaktığını belirtmiştir. Hayvanlarla cinsel ilişkiye giren katılımcıların diğer davranışları yapanlara göre daha düzenli olarak hayvana yönelik olumsuz davranış sergilemektedirler.

Hayvanlara yönelik yapılan kötü davranışlar farklılıklar göstermektedir. Bu konuya dair bir sınıflama çözümler üretmek ve tedavi süreci için yardımcı olacaktır. Ascione’ nin sınıflamasında göre; birinci grup, araştıran/merak eden hayvana yönelik kötü davranışta bulunanlardır. Okulöncesi ya da 1. sınıf çocuklarında genellikle görülen hayvana yönelik kötü davranışlardır. Bakıcıları tarafından fazla gözetim altında olmayan ve hayvanlara yaptıkları davranışların tam olarak farkında olmayan, bu çocukların bu davranışları zaman içinde eğitimlerle engellenebilir. Tavır Bozukluğunun ilk belirtileri bu dönemdeki çocuklarda görülebilir. İkinci grup, patolojik olarak hayvana kötü davranışta bulunanlardır. Bir önceki gruba göre yaşça daha büyük olan çocuklar, gençler ve yetişkinler hayvana karşı kötü davranış konusunda eğitimsizlik ya da gözetim altında olmamaktan değil, psikolojik rahatsızlıklardan dolayı bu davranışlarda bulunurlar. Bu vakalarda klinik tedavi gerekmektedir. Üçüncü ve en ağır olan grup ise suçluluk düzeyinde hayvana yönelik kötü davranışta bulunanlardır. Bu kategoride genellikle gençler ve yetişkinler bulunmakta, hayvana zarar vermek ve yıkıcı davranışlarda bulunmak amacıyla yapılmaktadır. Diğer birçok anti sosyal aktivitenin yanında hayvana yönelik kötü davranışlar sadece bir tanesidir, çoğu zaman hukuksal ve klinik müdahale gerektirmektedir.

Ayrıca birçok bilim adamı tarafından yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkmış bireylerin hayvanlara yönelik kötü davranışlarını tetikleyen güdülere baktığımızda ilginç bir tablo ile karşılaşmaktayız. Bu güdülerden kısaca bahsedecek olursak, hayvanı kontrol etmek, hayvanın olumsuz davranışlarını şekillendirmek için yapılan ciddi fiziksel cezalardır. Hayvandan intikam almak, hayvanın yanlış davranışlarını cezalandırmak ya da ondan intikam almak için yapılan kötü davranışları kapsarken diğer kişiden intikam alma amaçlı olanı bir kişiden intikam almak için o kişinin hayvanına zarar verme amaçlı yapılır. Benzer şekilde Düşmanlığın insandan hayvana yansıtılması, kişiden çekinildiği için saldırganlığı ona yansıtmak yerine hayvana zarar verilmesi, ebeveynlerinden ya da kardeşlerine saldırganca davranmak isteyen çocuklar bundan çekinip hayvana zarar verebilirler. Yine saldırganlıkla ilgili olanlar ise saldırganlığın hayvanlar yoluyla deneyimlenmesi, bazen hayvana ya da insanlara yönelik saldırganca dürtülerin rahatlatılması amacıyla yapılabilirken bir üst boyutu olarak kişinin kendi saldırganlığını beslemesi, kendi saldırganlıklarını geliştirmek ve şiddet kapasitelerini diğer insanlara göstererek onları etkilemek amaçlı yapılabilir. Bunlara ek olarak belli olmayan sadisttik dürtüler, belli bir nedeni olmadan hayvana verilen zarardan ve hayvanın acı çekmesinden zevk alınması ve kendine zarar verme, hayvanın kızdırılarak kendisine zarar verici tepkiler vermesinin sağlanması gibi güdüleyiciler de bulunmaktadır. Hayvana yönelik önyargılar, hayvanların kötü ya da iyi olarak sınıflandırılması, yapılan kültürel sınıflamalar ve hayvana yönelik kötü ya da iyi davranışların bu sınıflamalara göre şekillendirilmesi etkileyebilmektedir. Hayvana yönelik fobiler, öfke, taklit etme, cinsellik, hayvanların acı çekmediğinin düşünülmesi, akran ya da başka biri tarafından zorlanmak, eğlence amaçlı insanların şaşırtılması, merak ve keşif amaçlı hayvan incelemeleri incelemeler ve hayvanın duygusal istismar aracı olarak kullanılması, hayvan sahibinin duygusal olarak acı çekmesini sağlamak amaçlı hayvana yönelik kötü davranışları güdüleyebilir.

Hayvanlara kötü muamele eden birilerini gördüğümüzde onu caydırmak ve doğru davranışı göstermek için ilk yapılması gerekenler önemlidir. İlk etapta göstereceğimiz duygusal sert tepkiler yanlış olur. Bu olayı engellemek yerine daha sert kötü muameleye de yol açabilir. Daha sakin konuşma anlatma ve empati kurmasını sağlamak gerekir. Burada ahlaki, dini, toplumsal ve süper ego (toplumsal vicdan) olarak girip bu çerçevede anlatılırsa daha etken olacaktır.

Bütün canlıların eşit düzeyde yaşamaya hakkı vardır. Dünyada tek değiliz birlikte varız. Kötü muamele, işkence, cinsel istismarlar patolojik bir durum olup yukarıda bahsedildiği gibi altta birçok etmenler yatmaktadır. Kesinlikle tedavi edilmelidir. Saldırgan iç güdüler, öfke kontrolü öğretilmelidir. Bu konudaki en etken yöntem çözüm odaklı stratejik terapilerden EMDR (Eye Movement Desensitizatron and Reprocessing) ve Alpha-Stim dir.

EMDR; suçluluk duygusu, endişe, öfke, taciz, doğal afetler, özgüven yapılandırması, kronik ağrılar, bazı depresyon çeşitleri, beden algısı bozukluğu, performans kaygısı, panik bozukluk, fobiler, çocukluk döneminde yaşanan örseleyici olaylar veya bireyde travma yaratacak olaylar gibi rahatsız edici yaşam deneyimlerinin neden olduğu duygusal sorunların yanı sıra farklı birçok sebepten kaynaklı ortaya çıkan hayvanlara kötü muamele içeren tüm davranış ve psikolojik bozukluklar için önemli ve etkili bir tedavi yöntemidir. EMDR doğduğumuz andan itibaren oluşturduğumuz olumsuz duygu davranış ve travmaları ortaya çıkartmak, silikleştirmek ve yeniden organize etmemizi sağlayan bir terapi tekniğidir. Çözüm odaklı kısa süreçli terapi tekniği olduğu için daha hızlı sonuç vermektedir. Alpha-Stim ise Kaygı, korku, takıntı düşünceler dikkat ve algı üzerinde etkili olduğu için sonuca daha çabuk ulaşılır.

Hayvanlara kötü muamele temelinde eğitim eksikliği ile birlikte kültürel ve psikolojik alt yapılı bir sorundur. Dolayısıyla toplum ve bireyler bilinçlendirilirken bir yandan da yasalar güçlendirilmeli cezalar ağırlaştırılmalı ve caydırıcı düzeyde olmalıdır.

Hayvanlara yönelik kötü tutum ve davranışlar suçtur, psikolojik bir rahatsızlıktır. Fakat çözümsüz değil!!! Sizde çevrenizde hayvanlara yönelik olumsuz tutum ve davranışlar ile ilgili sorun yaşan bireyleri bilinçlendirip terapilere yönlendirerek dünyayı insan ve diğer tüm canlılar için daha yaşanır bir hale getirebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir